Daha dündü, tanımadığım bir insanla iletişim kurmaya çekindiğim gün… Hayattan korktuğum, geleceğin bana karamsar bir haz verdiği zamanlar çoktan geride kaldı. Zaman öyle bir öğretmendir ki; kimsenin öğretemeyeceği kalıcı olanı öğretendir. Öğretebilene bir ihtiyaç, öğrenmeye çalışına bir imkândır. Değeri çok büyüktür, kıymetini bilmek gerekir.
      Konumumuz ne olursa olsun, tutunamadığımız şu hayattan şikâyet etmek ne kazandırıyor bize?  Üşengeçliğimiz, zamanımızı öldürme merakımız, insani yapımızın kompleksinden kaynaklanıyor. Zamanımızın darlığından, yoğunluktan ve çalışmaktan şikâyetçi olduğumuz kadar zamanımızı öldürme konusunda da geri kalmıyoruz. Kıymetini ancak yine zamanla başımıza gelen, saniyeler yüzünden kaçırdıklarımız, yetişemediklerimiz ve belki de kaybettiklerimizden öğreniyoruz. Zamanın değerini bize yine zaman öğretiyor. Bazen ilkokul öğretmenimiz veya bir büyüğümüzün dediği gibi her şey bir kulağımızdan girip öbür kulağımızdan çıkan nasihat oluyor. İnsan erdemli olmadıkça, istemedikçe kendisine bir şey katamaz, gelişemez… Yaşam şansı çok az olan hastaları bile kurtaran şey; verdikleri savaş ve bu savaşı kazanma arzusudur. İnsan istemedikçe en büyük öğretmen olan zaman bile öğretmez, bir şey katamaz, dünden bugüne…
      Zamanla tanıdığımız ve belkide hayatta bizi en çok yıpratan şey, beklediğimiz davranışların beklenmedik kişiler tarafından gerçekleştirilmesidir. Zaman bize hayatın tecrübe kaynağı, insanları ve evreni tanıyıp kavrayabilmemizi sağlayan bir fırsattır. Okulda öğretilmeyen; bize hayat ve tecrübesini kazandıran zamandır. Ama kırk beş yaşına gelmiş yine de yedi yaşındaki bir çocuğun yapamayacağı hatalı yapan ve geçen zamana rağmen bir ders çıkaramayan o kadar çok insan var ki…
İnsanın zamanın değerini öğrenebilmesi için bu yazıyı okuması veya bir şeyleri kaybetmesi, kaçırması gerekmiyor. Biraz istek ve oturup derin derin düşündükçe ileriye en büyük yatırımı yapacağımız zamanın değerini öğrenmek, belki de herkes için büyük bir yatırım olur. Değil mi?