10 parmak klavye nasıl yazılır?

Bilgisayar, Serbest, Kişisel Gelişim 3 Yorum »

Günümüz teknolojisinde el yazısı artık pek az kullanılıyor. Yazıcının bulunduğu yerlerde genelde bilgisayardan çıktı alınır. Arkadaşlarımızla bazen saatlerce internet üzerinden chat (sohbet ) yaparız. Konuşmanın ve Yazmanın yerini çoktan bilgisayar aldı.

Bu söylediğim ancak yeni nesil olan genç insanlar için düşünülebilir. Yaşını başını almış insanlar veya bilgisayarı kullanmasını bilmeyenler veya pek fazla kullanmayanlarla alakası yok, bu söylediklerimin…

Meslek Lisesi bilgisayar bölümü mezunu olduğum için lisedeyken bilgisayarı kurcalamak ve yeni şeyler öğrenmek büyük bir heyecandı benim için. Bunlardan birisi de bilgisayar klavyesine bakmadan yazabilmekti. Sınıfta herkese bir bilgisayar düşüyordu. Bu yüzden rahattık. Herkes bilgisayarına öğretimiyle alakalı istediği programı veya dökümanı yükleyebiliyordu.

Bir insanının bilgisayardan anlayıp anlamadığını ilk olarak klavyeye dokunuşlarından anlarsınız. Harfleri arıyorsa, kendi kendinize bu adam anlamıyor galiba bu işten, dersiniz… Büyük bir oran da da haklı çıkarsınız… Bundan ötürü ben lisedeyken günde 10 saat olan Atelye dersinde hocanın ders anlatmadığı bizleri bilgisayarımızla serbest bıraktığı zaman da 10 Parmak programını çalıştım. Başlarda çok sıkıcı ve umut vermeyen bir programdı. Çalışmayı bıraktığımda oldu. Fakat bir gün sınıfta biri; Cihan klavyeye bakmadan yazıyor diye bağırdı. Cihan bizim sınıfta kendi halinde, içine kapanık bir arkadaşımızdı. Bütün sınıf başına toplanmış, elleriyle Cihan’ın gözünü kapatmışlar ve ona bir şeyler yazdırmaya başlamıştılar. Gerçektende yazıyordu. Hem de hiç bakmadan… Ondan sonra herkes koltuk kapmaca yarışmasındaki gibi hızla bilgisayar masasının sandalyelerine saldırdı. “Cihan yazarsa bende yazarım.” Diye söylendi herkes. Derken aradan zaman geçti birkaç arkadaş dışında kimse öğrenemedi. Fakat azim edip, sıkılmaya karşı dişini sıkanlar şuanda klavyeye bakmadan yazıyorlar. Ben parmağımın üzerine klavye harflerini uyum sırasına göre yazdığımı hatırlıyorum. Bu işin ana temeli programı bilgisayarınıza yükleyip, azimli ve kararlı bir biçimde derslere çalışmaktır. Q ve F klavye olmak üzere iki çeşit klavye türü var Türkiye’de…

Bu Programda da klavye düzeni F ve Q olarak ikiye ayrılıyor. Ayrıca başlarken acemi düzeyi ve ders1 den başlamanız gerekmektedir.

Bir klavyenin F mi Q mu olduğu nasıl anlaşılır?

Harflerin bulunduğu rakamların altında en üstte ve en sağda bulunan ilk harf ya Q’dur. Ya da F’tir. Bu da klavyenin Q mu F mi olduğunu anlamanıza yardımcı olur : )

Ben Q klavye de 10 parmak yazıyorum. Fakat eğer siz F kullanıyorsanız¸ işiniz daha kolay. Çünkü Türkçe karekterler orta parmaklara denk geliyor. Böylece çok daha hızlı yazabilirsiniz.

Q klavye de, F ve J harflerinin üzerinde bir çeltik ( çıkıntı ) var. Harflere dokunursanız, hissedersiniz… İşte o çıkıntılar klavyeye bakmadan yazabilmek için çok önemlidir. O çıkıntılar üzerine sağ ve sol elimizin işaret parmağı gelmektedir. Bu sayede yerimizi hiç kaybetmeyiz. O çıkıntılar çok önemlidir. Çünkü o çıkıntılar olmazsa, klavyeye bakmadan yazamazsınız!

10 parmak programını bilgisayarınıza indirmek için lütfen tıklayınız…

Bir Mahsun KIRMIZIGÜL Klasiği Daha…”Newyork’ta Beş Minare: DECCAL”

Medya 1 Yorum »

Görmediğimiz bir şey hakkında yorum yapmak. Fikir ürütmek ve kesin sonuçlara varmak ön yargıdır. Fakat eğer bir konu hakkında yağmurlu, bulutlu bir şeyler biliniyorsa ve o konu hakkında daha önce sonuçlanmış kesinlikler varsa; tahmin yürütülebilir. Bence bunun adı ön yargı olmamalıdır.

Ben kendim de çekimi henüz başlamamış bir filmin Teaser ‘ını izleyerek bir tahmin yaptım. Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm filmlerini çekip halkın beğenisini toplayan Sanatçı (Müzisyen, Yönetmen, Senarist) Mahsun KIRMIZIGÜL ‘ün, Amerika Birleşik Devletleri’nde çekilecek olan filmi Newyork’ta Beş Minarare: DECCAL için şimdiden söylüyorum. Mahsun KIRMIZIGÜL yine bazı değerlerimizi kullanacak aynı zamanda sistemin o değerlere yaptığı yanlışı eleştirmeyecek, sistemi savunacak bir film ortaya çıkaracaktır. Tek faydası bize zaten bildiğimiz şeyleri beyaz perdeye sinematik bir oyun ve iyi çekilmiş bir filmi izlemek olacak. Belki aksiyon, belki dram, belki de başka şeylerde geçecektir filmde. Ama filmi izleyip sinemadan çıkanlar yine; “Vay efendim Mahsun Neymiş de biz bilmiyormuşuz…” diyeceklerdir… Ben açık ve net söylemeliyim ki, bir izleyici olarak çektiği filmlerin kalitesi gerçekten üst seviyede. Fakat Sanat denilen şey sadece insanlar alkışlasın diye yapılmaz! İnsanlara bir şeyler katmalı sanat… Sadece sanatçıya para kazandırıp, hayranlar tarafından alkışlanıyorsa ve kimseye de bir faydası yoksa, neye yarar? Mahsun’un Beyaz Melek Filmini çok beğendim ve hatta bu konuda bir makale yazıp bütün film ekibinin hak ettiği övgüleri kendi kalemimden paylaştım. Fakat Güneşi Gördüm filmiyle tam bir hayal kırıklığına uğramıştım. Çünkü kendisi ne şiş yansın ne kebap demiş, herkesi memnun etmişti. Ama kimseye de bir fayda sağlamamıştı. Bazı kimseler doğruyu yansıtıyor bu film deseler bile nafile… Bir filmin galası hem Yozgat hem Diyarbakır’da yapılabiliyorsa ve bu iki bölgenin farklı olan değerlerini eğer ele almışsa; mutlaka ikisinden biri memnun kalmayacaktır. Çünkü bir sorun varsa eğer ortada hatalıda vardır. Ama eğer bir gerçeği gözler önüne seriyorsan ve bazı şeyleri görmezden gelip üzerini örterek bir ürün ortaya çıkarıyorsan. Sen sahtekarlık yapıp müşteriyi kandırmaya çalışıp, para kazanmak eğilimindesin demektir. Bu durumda sanatçıya hiç yakışmaz. Newyork’ta çekilecek olan filmin teaser yani çekimleri başlamadan önce hazırlanan kısa tanıtım filmini izlerken birkaç kare gözüme çarptı ki, filmin yönetmen ve senaristi olan Mahsun KIRMIZIGÜL’ün yine o bilindik sistemin çarkı olmaya devam etme hareketleri var. Umarım ki Mahsun insanların bazı önemli değerlerini beyaz perdeye yansıtırken; karşısına sistem geldi mi? Korkup gizlemeden onları da yansıtsın. Hiç sanmıyorum. Ama umarım ben tahminimde yanılmış olayım. Sanırım film 2010 kasım ayında gösterime girecek.

Mutlaka gidip izleyin… En azından, sanat açısından saçmalamıyor Mahsun’un filmleri… Çekim kalitesi ve senaryosu film olarak kötü değil. Ama verdiği mesaj aldatıyor maalesef…

Newyork’ta Beş Minare Filminin Teaser’i… :


BKM sunar “Çok pis hareketler bunlar”

Medya, Serbest, Yaşam Yorum Yok »

Gün içerisindeki koşuşturmalarımızdan dolayı yorgunluk ve stresimizin ruh ve beden sağlığımıza zarar vermemesi için dinlenir, eğlenir bir şekilde tekrar tekrar motive olmaya çalışırız. Kimimiz stresini sessiz bir ortamda kendini dinlendirerek atar. Kimimiz de; bir barda gürültü seviyesinin yüksek olduğu bir yerde stres atmaya çalışır.
Bunların dışında her akşam evde televizyon başına kurulduğumuzda izlediğimiz programlarda tarzımıza göre komedi, aksiyon, dramatik konulardaki programları izleyerek günün stresinden kurtulmaya çalışırız. Haberleri açarız büyük bir heyecan ve çarpıtmayla olaylar yansıtılır. Kendimizi kaptırmamamız mümkün değil. Haberler içerisi kanalın spikerleri tarafından yorumlarla süslenmiş, bizi etkileyen ses efektlerinin eklendiği bir şekille önümüze sunuluyor. Sebebi ise rayting… Daha çok izlenme… Daha çok kazanma… Yazık değil mi? Objektif bir biçimde olayları o renkli kutunun ekranına taşımak varken, neden insanların beynini ütüleyen bir sistem işlesin? Ülkenin Batısındaki bir adam doğuya geldiğinde bana buraları ben böyle bilmiyordum. Televizyonda izlediğim gibi değilmiş buralar dediğinde; içim burkuluyor. Ben de batıya gittiğimde öyle medyada yansıtıldığı gibi görmüyorum oraları…
Yazık değil mi bize?
Haberlerden sonraki programlara gelince… Formatı ne olursa olsun eğer bir program Dini sömürüyorsa, argo içeriyorsa ve içerisinde cinsel içerikli espriler kısıtlı değilse, bilin ki kolaya kaçılmış ve bir kalitesizlik söz konusu! İnsanı nasıl kandırabilirime gidilmiştir… İsmi manidar çok güzel hareketler bunlar diye skeçlerle Beşiktaş Kültür Merkezi Mutfak! Oyuncuları tarafından hazırlanmış bir televizyon programı var. Genel sanat yönetmeni de Sayın Yılmaz ERDOĞAN…

Youtube ‘da izlenme rekorları kırıyorlar… Televizyon da da raytingleri baya iyi! Ama analiz yaptığımda baktım ki insanları güldürmek için inançları sömürenleri öne çıkarıyorlar. Cinsel içerikli espriler, argolar hiç eksik olmuyor…
Haklılar aslında… Haftada 4-5 skeç yazmak insanları kendine bağlı tutmak kolay değil. Onun için kolayı yapmak gerek! Gidip pis hareketlerle insanların annesiyle babasıyla çocuğuyla gittiği, televizyondan izlediği skeçler ortaya çıkarıp insana gülmek dışında çok fazla şey kazandırmayan bir format yapmak gerek… Türkiye’de her yörenin kendine has kültürü, örfü, adêti var… Biraz utanma var… Bırakmadılar bizde utanma. Bırakmadılar! Normalleşiyor giderek böyle şeyler. Açın youtube veya başka bir video paylaşım sitesini, bakın! Yalan mı söylüyorum! Yılmaz Erdoğan’ın borcu mu var, ne? Niye böyle kaliteden yoksun bir işe sanat yönetmeni olmuş? Onun vizontelesi baya bir kaliteliydi oysa. Ama sinema başka televizyon da raytingleri toplamak başka bir şey.
Bütçemiz %400 lerde açık vermiş. Haberi olan? Devletin yükünü artık daha ağır taşıyacağız sırtımızda… Haberi olan? Yok bilmem hangi ünlü hangi lüks cipi almış. Haberi olmayan?
Neden mi %400 açık verilmiş… Ortalığı pislik götürüyor. Bir tane değil, iki tane değil… İçine gömülmüşüz, halimizi göremiyoruz!

İzlemesin kardeşim kimse, zorla izleten mi var? Yooo! Gayet güzel ve gayet de serbest bir şekilde yayınlanıyor. Zoraki olsa RTÜK bırakır mıydı? Canım…

 
Orjinal tema Silicon Türkçe çeviri Mavinefes.com
Copyright © 2007 Ramazan KOCAKAYA ’s weblog.