Geçen hafta sonu Artvin’in Sarp ilçesindeydim. Özel Güneydoğu Sağlık Tesislerinin personel ve yakınları için düzenlediği bir tura katıldım. Turu organize eden; sağlık kuruluşunun müdürü beni davet etmişti. Cuma akşamı saat on dokuz gibi Özel Güneydoğu Sağlık Tesisleri Dal Merkezinin önünde toplandık. Yaklaşık saat yirmi gibi seyahatimizi yapacağımız otobüs geldi. Hemen herkes doluştu otobüse… Ben sağ arka koltukta bir yer bulabildim. Doğrusu başta işime gelmedi. Çünkü orda rahat edeceğimi sanmıyordum. Fakat yanılmışım. En arka olduğu için otobüsün içi tam gözüküyor ve diğer koltuklara oranla daha konforluydu. Tura katılan personellerin çalıştıkları Özel Güneydoğu Sağlık Tesisleri gözlemlerime göre Diyarbakır’da en başarılı olan ve en iyi hizmeti sunan tıp merkezi konumundadır. Bu başarının nedeni personellerin ve personellerle arkadaş olan kurum müdürünün ve bir aile ortamından farksız çalışma ortamının sağlanmış olması kanaatine vardım. İzlenimlerim bu konuda çok net!

Turun amacı Doğu Karadeniz bölgesini gezmek ve Artvin’in sarp ilçesindeki otelde stres atıp eğlenmek idi. Yol başladı; Diyarbakır’dan Bingöl’e geçtik. Bir petrol ofisinde durakladık ama hareket edemedik. Çünkü bizi taşıyan Mitsubishi markalı üzerinde Prenses yazan otobüsümüz arızalandı. Artık onunla yola devam edemezdik. Diyarbakır’dan başka bir otobüs çağırıldı. Yaklaşık üç saat boyunca Bingöl’deydik artık. O üç saat içinde Bingöl Kültür Parkında çay içme fırsatı bulduk. Daha sonra beklediğimiz otobüs geldi. Bindik ve düştük yollara… Yorgunluktan dolayı uyuya kaldık yol boyunca. Gözlerimi açtığımda Erzurum’a girmiştik. Otobüste bulunanlardan en çok gezen ve bilgi ufku en geniş insan kurum müdürü Dr. Atilla BARKAN Hocaydı. Erzurum’un içinden geçerken bize il hakkında bilgi verdi. Yüzeysel olarak Erzurum’u anlattı, sağ olsun…

Erzurum’dan çıkmış çaylık köyüne yaklaşmıştık ki; otobüsümüzün sol arka tekerleğinden biri patladı. Otobüsün arka tekerleri çift olduğu için sarsılmadık fazla… Biraz yavaşladık fakat; karayoluydu ve duracak yer yoktu. Yavaş, yavaş çaylık köyüne ulaştık. Orda kaptan lastiği değiştire dursun bizde köyde biraz dolaştık. Bakkaldan zeytin peynir ve taze mis gibi kokan ekmek kahvaltı niyetine atıştırdık. Tekerlek değiştikten sonra, yola koyulduk. Yazıya döktüklerim tamamen yüzeysel. Bilirsiniz ki; uzun yollar sıkıcı ve yorucudur. Yorulduk ama sıkılmadım. Çünkü turdaki hemen, hemen herkes neşeli ve cana yakındı. Otobüste çalan şarkılara eşlik edip, alkış çalıyorduk. Bazıları yerinde duramıyor kalkıp oynamaya çalışıyordu. Erzurum’dan sonra Gümüşhane’ye daha sonra Trabzon’a geçtik. ( Genelde uyukladığım için yanlış hatırlıyor olabilirim. Arada Rize’yi de sanki gördüm ama neyse. ) Çok vakit kaybettiğimiz için bu iller de duraklama şansımız olmadı.

Trabzon’da Sümela Manastırını görmeye gittik. Manastır ağaçlarla kaplı bir doğaya sahip Trabzon dağlarının içine oyulmuş büyük bir yapıydı. Otobüs belli bir yere doğru çıktı. Dağa yapılan yol tam bir rampa… Otobüsten indiğimizde etraf yerli ve yabancı turist kaynıyordu. Kalan dar yolu da transit minibüslerle çıktık. Fakat o da belli bir yere kadar ilerlememize olanaktı sadece. Manastıra yaklaşık 750 metre vardı ve kalan yolu yaya yolları ve merdivenlerden çıkacaktık… Manastıra çıkana kadar epey bir nefes tükettik. Manastırın kapısında manastırı tanıtan panoyu es geçtim. Epey uzun yazmışlardı. Sonradan pişmanlık duyacak olsam da çok yorgundum, gözüm kesmedi… Manastırla ilgili izlenimlerim üzücüydü. Gelen ziyaretçiler tarafından epey tahrip edilmişti. Bu ülkenin bir değeri olan Sümela’nın bizim tarafımızdan tahribatı gerçekten çok üzücü. İz bırakmayı seven bir halkız. Gelen, giden aşkını, ismini, dileğini aklına ne gelmişse tarih motiflerinin işlendiği duvarların üzerine kazımış. Ne yazık ki bu gerçek, öyleyse yazıklar olsun bize!..
Manastırı indiğimde yorgunluktan ayakta duramıyordum. Otobüse binip Trabzon merkeze indik. Artık gün batımıydı. Şansımıza o gece Trabzonspor ve Diyarbakırspor Müsabakası vardı. Neyse efendim. Rotamızı Artvin’e çevirdik. Epey bir tünel vardı. Yollar dağların içinden geçiyordu. Artvin’in Sarp Sınır Kapısının da bulunduğu Sarp ilçesindeki otelimize geldik Dört yıldızlı otele göre baya bir güzeldi. Çok beğendim. Odalarımıza yerleşir yerleşmez hemen yemek yemeğe çıktık. Yemekten sonra duş alıp, otelin kapalı yüzme havuzunda aldım soluğu… Su boyumu geçmiyordu ama; yine de bilmediğim ve öğrenemediğim şu yüzme bana havuza dalıp, dalıp çıkmaya izin verebildi anca… Havuzdan sonra bara gidenler oldu. Bende biraz oturdum fakat acayip uykusuzdum hemen odama gidip yattım. Sabah sekiz gibi Diyarbakırspor’un Trabzonspor’u 2-1 mağlup ettiği haberiyle uyandım. Keşke hep böyle güzel haberlerle uyansak güne, dedim kendi kendime… Toparlanıp kahvaltıya çıktım, bir de ne göreyim? Kıraç’ta bizim otelde kalıyormuş :) Kıraç sesini sevdiğim bir sanatçıdır. Her ne kadar resim çektirenler olduysa da ben kahvaltısını yaptığı için rahatsız etmek istemedim. Kaldığımız otel zaten Karadeniz Sahiline sıfırdı. Kahvaltıdan sonra denize girdik. Karadeniz’in suyu dünkü havuz suyundan çok daha ılık ve hoştu. Denizden çıktıktan sonra, toparlandık ve otelden ayrıldık. Ve turumuz sınıra dayandı:) Gürcistan-Türkiye Sarp sınır kapısına kadar çıktık.

Trabzon’a geçtik. Trabzon da Boz Tepe’ye çıktık. Orda bir şeyler atıştırdık. Sonra Trabzon merkeze indik. Alışveriş yaptık, birkaç turladık caddeleri… Trabzon’dan ayrılma saatimiz gelmişti fakat turdaki üç arkadaşın çocuklukları tutmuş ki; kalkıp Luna Park’a gidip gon gon mu ne ona binmişler… Arıyoruz gürültüden cep telefonu sesini duymuyorlar. Boş boş yaklaşık bir saat onların gelmesini bekledik otobüsün önünde… Onlar geldikten sonra vakit kaybetmeden Diyarbakır’a doğru hareket ettik. Yol boyu geceydi. Sabah saat altı gibi Diyarbakır’a vardık. Doğu Karadeniz Turu Boyunca yaylalarına hayran kaldım bölgenin… Bu neşeli yolculuğu, geçirdiğim bu eğlenceyi ve yol boyunca başımıza gelen bu aksilikler hafızamdan silinmeyecek Bu Tura beni davet eden Sayın Dr. Atilla BARKAN Hoca’ya ve bu kadar eğlenmemi sağlayan değerli personellerine teşekkürü bir borç bilirim. Her şey gönüllerince olsun ömür boyu…