Ramazan KOCAKAYA ’s weblog » Ramazan KOCAKAYA

the social network (sosyal ağ) filmi

İnternet, Kişisel Gelişim 1 Yorum »

Mark zuckerberg. Her gün saatlerimizi harcadığımız Alexa web istatistiklerine göre dünya çapında en çok ziyaret edilen ikinci web sitesi olan facebook.com’un kurucusu. İş toplantılarına terlikleriyle katılan, hayatı ti’ye alan sıradışı bir genç…

Sosyal ağ filmi ile Mark’ın facebook’u neden ve nasıl kurduğunu, nasıl zorluklarla karşılaştığını, nelerle mücadele ederek bugüne geldiği konu alınmış. Aslında bu filmi izlerken aklıma gelen ilk isim dünyanın en zenginleri arasında yer alan microsoft’un kurucusu Bill Gates oldu. Neden mi?

Bill gates bugün kullandığımız Windows tabanlı yazılımların üreticisi microsoft’u bugüne getirene kadar bir çok mücadele vermiştir. Bill, her ne kadar Mark zuckerberg’in yaşadığı devirde bu mücadeleleri yaşamamış olsa da, emeğinin sömürülmesine izin vermemiştir. Apple firması için ürettiği bilgisayar yazılımını her bilgisayar için ayrı ayrı ücretlendirerek, Apple’ın
bütün çabalarına rağmen geri adım atmayan, samimi olduğu ve apple da çalışan arkadaşına dahi bu konuda taviz vermemiştir. Bugüne kadar üretmiş olduğu yazılımlarla dünya çapında şirketini zirveden indirmeden getirmeyi başarmıştır. Bütün bunları ben Bill Gates’ın hayatını anlatan bir belgeselde izlemiştim. Daha sonra o belgeselin Türkçesini veya alt yazılısını bir türlü bulamadım. The Social Network filminde anlatılan ve aslında Mark zuckerberg’in vermiş olduğu mücadele de; O’da Bill Gates gibi geri adım atmayarak büyük bir mücadele
veriyor. Aslında facebook’un tek kurucusu Mark zuckerberg değil. Mark dışında Chris Hughes Dustin Moskovitz ve Eduardo Saverin’de facebook’un gelişmesi için emek sarf etmişler. Mark’ın adını duymamızdaki sebep filmde de izleyeceğiniz üzere, kız arkadaşının Mark’ı terk etmesi ona çok koyuyor. Harvard üniversitesi öğrenicisi ve bilgisayar dahisi bu genç adam eve gittiğinde bilgisayarın başına oturuyor ve kız arkadaşı için bloguna olumsuz bir kaç şey yazdıktan sonra Harvard Üniversitesinin sistemlerine girerek kız öğrencilerin resimlerini face 5 diye kurmuş olduğu internet sitesi üzerinden yayınlıyor. Bu oldukça büyük bir ilgi görüyor ve bir anda Harvard üniversitesinin bilgisayar ağında ciddi bir yoğunluk yaşanıp sistemin çökmesine sebep oluyor. Bu sebeple üniversite yönetiminden Mark 6 ay uzaklaştırma cezası alıyor. Mark ilgi gören face five sitesini daha da geliştirerek sadece Harvard öğrencilerinin @harvard.edu uzantılı mail adresleriyle üye olabilecekleri the facebook isimli özel bir sosyal paylaşım sitesine çeviriyor. The facebook bir anda Harvard’lı
öğrencilerin aktif olarak kullandıkları ve sürekli online kaldıkları sosyal paylaşım sitesi haline geliyor. Daha sonra diğer Harvard üniversitesine yakın diğer üniversitelerde okuyan öğrencilerinde üye olabileceği bir hâl alan the facebook gördüğü bu yoğun ilgi neticesinde fikir babası Mark’ı ihya etmeye yetecek kadar para kazandırması karşısında vermiş olduğu emekler ile herkesin ücretsiz üye olabileceği ve Türkiye’de de ilkokul arkadaşların bulunabilmesiyle meşhur olan bugünkü facebook adıyla yoluna devam ediyor. Bloomberg internet sitesinin 20 Eylül 2011 yılındaki haberine göre facebook’un geliri 4.27 milyar dolar. Paranın yüzü sıcak olduğu için facebook’u kurarken maddi destek ve teknik destek verenler fikrin aslında kendilerine ait olduğunu, Mark’ın bu fikri çaldığından bahisle dizlerine de vursalar, mahkemelere de başvursalar; bu savaştan galip gelen Mark zuckerberg oluyor. Genç yaşına rağmen sadece teknik anlamda değil ayrıca ticari olarakta iyi olabilmenin mümkün olduğunu kanıtlıyor. Tıpkı Bill Gates gibi…

Filmi internetten online olarak izledim. Aslında Mark’ın başından geçenlerin Üniversitelerimizde ders olarak verilmesi öğrencilerin ufkunu açmak, onları hayata karşı heveslendirmek, motive etmek, kendilerine ait güvenlerini kazanmaları ve tabi ki de kişisel gelişimleri için eşsiz bir örnek olur. Bu filmi izlemek size aynı katkıyı kazandırabilir…
Keyifle İzlemeniz dileğiyle.

Ahmet ÜMİT’in kendine has polisye tarzı ile BAB-I ESRAR

Kitaplar, Kişisel Gelişim Yorum Yok »

Bab-ı Esrar yani sırlar kapısı… Yazar Ahmet ÜMİT’i tanımama, Mevlana’ya ve namı değer Şems-i Tebrizi’ye ilgi duymamama vesile olan; beni alıp Konya’aya götüren kitabın adı…. Farklı türden kitaplar okudum ancak böyle sürükleyici bir kitap görmedim. Sürükleyici olmasının sebebi biraz polisiye tarzda yazılmış olmasından kaynaklı olmalı. Ayrıca Yazar’ın Şems ve Mevlana’yı anlatmak için polisiye bir hikayeyi seçmesi bence çok isabetli olmuş. Okurken sıkılmadan, heyecanla okudum. Bu romanı okumanızı tavsiye ederim. Kitabı okurken kendinizi Konya’da bulacaksınız. Konya’nın içinde, roman kahramanı olan sigorta eksperi Karen Kimya Greenwood’un yanında kendinizi bulacaksınız. Onunla birlikte heyecanlanacaksınız, onunla birlikte merak edecek, onunla birlikte korkacak ve onunla birlikte manevi bir dünyada yolculuk yapacaksınız. Roman sizi Şems ile Mevlana’nın yaşamış olduğu zamana götürecek, dünya nimetlerinden kendilerini soyutlamış iki farklı tasavvuf aliminin soluduğu manevi havayı solumanıza vesile olacak… Açıkça Kitabın baştan sona sürükleyici ve bir solukta okunabilecek tarzda olduğunu söylersem yalan olur. Çünkü anımsadığım kadarıyla iki - üç yeri sıkıcı, ve yazarın değinmesine anlam veremediğim ayrıntılara girdiğini gördüm. Kitabı okuyan bu konularda bilgi sahibi birine daha sordum. O’da benimle bu konuda hem fikirdi. Velhasıl kitabın eleştireceğim tek yönü bu oldu. Onun dışında Mevlana ve Şems-i sıkılmadan okuyarak tanımak, Şems-e karşı işlenen trajik cinayete az biraz tanıklık yapmak ve bu arada macera dolu bir yolculuğa çıkmak isterseniz bu kitabı okumalısınız. Yazar Ahmet ÜMİT’i bu kitap sayesinde tanıdım. Genelde polisiye tarzı romanlar yazarmış. Ustalıkla Mevlana ve Şems-i ‘de adli bir olayın (şüpheli otel yangını) içerisinde anlatarak okuyucularının bu konuda bilgi sahibi olmasını sağlamış. Ayrıca Konya’nın mevlevilerini, semazenlerini, sokaklarını, tarihi yapılarını, evliya mezarlarının bulunduğu semtleri; romanın Konya’ya ve Türkiye’ye (çocukluğu hariç) yabancı kahramanı olan sigorta eksperi Karen Kimya’nın dilinden kaleme almış bu sebeple okurken hayalinizde canlandırdığınız her şeyi gözünüzle görme isteğini sizde uyandıracağını düşünüyorum. Kitabı okuyalı yaklaşık 1 yıl oldu. Yine okuma ve o heyecanı yeniden yaşamak istedim. Ben bu satırları yazarken; “Karen Kimya Greenwood Konya’da bir lokantada yediği yağlı fırınkebabı sonrası köpüklü Türk kahvesini yudumluyor.” Umarım okur ve beğenirsiniz.

TüvTürk de Araba Muayenesi ve Vatandaşımızın isyanı

Serbest, Videolar Yorum Yok »

Türkiye ‘de Motorlu Araçlar insanlarımızın can güvenliği açısından genel olarak 2 yılda bir zorunlu olarak Fenni Muayeneye tabi tutulur. Bu işlem sırasında aracın teknik olarak bütün aksamları kontrol edilir. Eğer sorun varsa rapor tutularak araç sahibinden, rapordaki sorunların giderilmesi istenir. 2 yıl içerisinde bir araç fenni muayeneden geçemezse ve trafik polisi bunu fark ederse araç bağlanır. Son dönemde fenni muayene daha da sıkı yapılıyor. Avurapa Birliğiyle uyum sürecinde bu gerekli! Fakat Türkiye sisteminde çoğu şey zorunlu diye kalıbına uydurulmaya çalışılıyor. TüvTürk özel sektörde bir firma ve AB uyum sürecinde tüm Türkiye ‘de araçları muayeneden geçirmek işini almış ticari kuruluşun adıdır. Ortalama binek bir aracın fenni muayene işlemi 150 TL tutar ve eğer aracınızda sorun çıkarsa onu tamirciye yaptırmakta cabası.. Yani eğer bir aracınız var ise bu da bir masraf kalemi olarak baş ağrısıdır. Bilirsiniz mutlaka…

İnternette dolaşırken reklam mı, karalama mı? Anlamadığım bir videoya rasladım… Ama yüreğime su serpti… O kadar çok güldüm ki… Sana verdiğim paralar helal Olsun TüvTürk dedim. Çünkü bu video resmen Aynadaki biziz… Eğrisiyle, doğrusuyla….


Videoyu Görüntüleyemiyorsanız lütfen tıklayınız…

 
Orjinal tema Silicon Türkçe çeviri Mavinefes.com
Copyright © 2007 Ramazan KOCAKAYA ’s weblog.